• $ DOLAR: 3.7410TL / 3.7478TL
  • € EURO: 3.9858TL / 3.9930TL
  • £ GBP: 4.6668TL / 4.6911TL

Kamulaştırmasız El Atma

01.03.2016 17:23:03

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Türk Medeni Kanunu ve diğer mevzuat uyarınca, herkes mülkiyet hakkına sahip olup, bu hak ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.

A

Bu bağlamda, gene Türkiye Cumhuriyeti Anayasası uyarınca, Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir. Dolayısıyla, kamulaştırmanın, kamulaştırma yetkisine sahip idareler tarafından, kanunda gösterilen esas ve usullere göre yapılmaması ve de idarelerin, herhangi bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın taşınmaza el atması halinde, kamulaştırmasız el atma söz konusu olacaktır. Kamulaştırmasız el atma, fiili olabileceği gibi, hukuki de olabilir.

Uygulamada, kamulaştırmasız el atma, daha çok fiili el atma şeklinde gerçekleşmektedir. Kamulaştırma yetkisine sahip idareler, herhangi bir kamulaştırma kararı almadan ve/veya mevzuatta belirlenen, kamulaştırma yapılmasına dair sair prosedürleri takip etmeden, taşınmazlara, fiilen haksız müdahalede bulunmakta ve fiili el atmayı gerçekleştirmektedir.

Hukuki el atma, belediye tarafından yapılan imar planlarının, fiili olarak uygulanmaması ve fiilen kamulaştırma yapılmaması sonucunda, ilgililerin taşınmazına müdahale edilmesi olarak tanımlanabilir. İşbu kavramın çıkış noktası, 3194 sayılı İmar Kanunu m. 10 hükmü ile, belediyelere, imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren en geç üç ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere beş yıllık imar programları hazırlama; beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki, kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri, bu program süresi içinde kamulaştırma yükümlülüğü yüklenmiş olmasına rağmen; belediyelerin, bu beş yıllık süre içerisinde kamulaştırma işlemi yapmamasıdır. Kamulaştırma işleminin yapılmaması sonucunda, imar planında, haiz olduğu nitelikten farklı bir nitelikte görülen taşınmaz (örneğin arsa niteliğini haizken, imar planında kültürel tesis olarak gösterilme gibi) üzerinde, malikin tasarruf yetkisi önemli ölçüde azalmakta, mülkiyet hakkı adeta kullanılamaz hale gelmektedir.

Bu konuda dönüm noktası Yargıtay HGK’nın 2010/5-662 E., 2010/651 K., 15.12.2010 T. numaralı içtihadı olmuştur. Bu içtihada kadar, imar planı yoluyla mülkiyete müdahale edilmesi ve bundan doğacak sonuçlar, malikler açısından hukuki himayeye sahip değilken, bu içtihattan itibaren, taşınmaz malikleri için, taşınmazın bedelini, belediyeden isteyebilmeye olanak sağlayan tazminat güvencesi söz konusu olmaya başlamıştır. Gerçekten de, mezkûr içtihada kadar süren dönemde, Yargıtay, yalnız fiili el atmalardan doğan tazminat taleplerini dikkate almıştır. Ancak bu içtihattan sonra, fiili el atmaya ek olarak, Yargıtay tarafından, hukuki el atmanın da, taşınmaz malikleri açısından, hukuken korunabilecek bir menfaat olduğu ve beş yıllık süre içerisinde yapılması gereken kamulaştırma işleminin yapılmamış olması halinde dahi, taşınmazın bedelinin istenebilmesine yol açacağı kararlaştırılmıştır. Bu karar, hukuki el atmadan kaynaklı talepler açısından çeşitli ilkeler ile kanuni dayanakları belirlemesi açısından önemlidir ve incelemeye değerdir.

Yargıtay’a göre; uzun yıllar programa alınmayan imar planının fiilen hayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeyen idare, malikin taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkını belirsiz bir süre için kullanılamaz hale getirmiş, dolayısıyla malikin, taşınmazdan, mülkiyet hakkının özüne uygun şekilde yararlanma olanağı kalmadığı gibi; taşınmaz malikinin mülkiyet hakkı, hukuksal bir nedene dayanılmadan idarece engellenmiştir. İdare, pasif ve suskun kalmak ve herhangi bir işlem tesis etmemek suretiyle taşınmaza müdahale etmiştir. Bu haliyle, idarenin eylemi, mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliğe sahip bulunan kamulaştırmasız el koyma olgusunun varlığı için yeterlidir. Bu itibarla, kamulaştırmasız el koyma olgusunun varlığının doğal sonucu olarak, idarenin hukuka aykırı eylemiyle mülkiyet hakkı engellenen taşınmaz mal sahibinin, dava yoluyla, kamulaştırmasız el koyma hükümleri doğrultusunda, mülkiyetin bedele çevrilmesini, eş söyleyişle idareden taşınmazın değer karşılığının verilmesini isteyebileceği açıktır.

Av. Alper Işıkal

Av. Alper Işıkal

Av. Alper Işıkal Işıkal Hukuk Bürosu - Kurucu Ortak İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1994 yılında mezun olmuş, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Anabilim Dalı’nda yüksek lisans bitirme tezini “Müşterek Avarya Halinde Sigortacının Sorumluluğunun Kapsamı” üzerine yazmıştır. Arabuluculuk sertifikası vardır. 1995 yılında avukatlık ruhsatını alarak, İstanbul Barosu’na bağlı olarak avukatlık yapmaya başlayan Av. Alper Işıkal; uzun yıllar ulusal ve uluslararası kurumlarda Avukat ve Baş Hukuk Müşaviri olarak görev yapmış, deneyim ve birikimlerini daha geniş bir alanda ve kurumsal çerçevede müvekkillerinin hizmetine sunmak üzere Işıkal Hukuk Bürosunu kurmuştur. Av. Alper Işıkal’ın Gayrimenkul ve İnşaat Hukuku, Ticaret ve Şirketler Hukuku, İş Hukuku, Dava ve Takip Hukuku, Bankacılık ve Finans, Fikri Mülkiyet Hukuku, İmar Hukuku ile Enerji Hukuku alanlarında derin birikim ve deneyimi vardır. Av. Alper Işıkal, Alışveriş Merkezleri Yatırımcıları Derneği’nin kuruluşunu yürütmüş ve bu derneğin Denetim Kurulu’nda görev almıştır. Uluslararası Genç Avukatlar Birliği’nin (AIJA) üyesidir.

alperisikal@hurriyetemlakgundemi.com

Yazarın tüm yazıları »